REFİK ERDURAN

Reis'le sohbet

Diyelim ki...
(Bayılıyorum konuşmaya ya da düşünmeye öyle başlanmasına. Bütün yaratıcı atılımlar hayal gücümüzün öylece devreye girmesiyle tetiklenir.)
Evet, diyelim ki gün boyu bir şeylere üzülmüşüm. Akşamüstü Ortaköy'de buluştuğum, dost bildiğim birinin kaypakça tutumu da canımı sıkmış. Deniz kenarında soluklanıp gam dağıtmak istemişim.
Bir vitrinde gözüme ilişen küçük şişelerden birini açtırıp elime almış, rıhtıma çıkmış, caminin yakınında bir yere oturup gemileri seyrederken şarap yudumlamaya başlamışım.
Diyelim ki iri yarı, çatık kaşlı, gençten biri dikilmiş karşıma. Gazetelerdeki resimlerinden tanımışım:
Saray avlusunda şarap içiliyor diye İdil Biret konserini basmaya kalkan eli sopalı güruhun "Reis" dedikleri kişi. Gazeteci yumruklamaktan sabıkalı.
Diyelim ki bu Reis benim şişemi kapıp denize fırlatıyor ve gürlüyor "Utanmıyor musun cami dibinde şarap içmeye!" diye...
Ne yaparım?

***
İçimden gelen ilk tepki yerimden fırlamak olur herhalde.
Ama, olacak şey değil ya, diyelim ki frenim tutuyor ve istifimi bozmadan bilgece konuşuyorum:
"Evladım, ben gâvur diyarlarında hayli zaman karate çalıştım. Kapışırsak sana gücüm yetmese de bakarsın denk gelir, bir yerin kırılır. Deden yaşında adama madara olmana gülerler. Ayrıca gazeteciyim ben. Seni tanıdım. Konser basarak yabanilik etmişsiniz diye zehir zemberek bir şeyler yazacaktım. Karşılaşmamız iyi oldu. Otur da konuşalım."
Yine olacak şey değil ama, diyelim ki aklı yattı, yanıma ilişti Reis. Bilgeliğim sürüyor:
"Bak, konserin verildiği saray avlusu vaktiyle Osmanlı ordusunun Kuran okunarak sefere uğurlandığı yerdir, orada şarap içilmez diyormuşsunuz. O avlu bana da huşu verir. Itri'nin Bayram Tekbiri bestesi tüylerimi ürpertir. Ama bugün içtiğim şarap halel getirmiyor tarihimizdeki yüceliklere."
Kaşlarının büsbütün çatılmasından Reis'in itiraz edeceği belli olunca, gülümseyerek sözünü kesiyorum:
"Zahit ne demek, bilir misin? Kendi anlayışına göre dinimizin gereklerine yüzde yüz uymaya çalışan kişi demek. Sen zahitsin; farklı düşünene kızıyorsun. Ama Osmanlı'da rintlik de var. Başkalarına zarar vermemek şartıyla, Allah'ın bağışladığı yılları gönlünce değerlendirmek de var. Yani Itri'nin yanı sıra şuracıkta, Beşiktaş'a yakın bir hane-yi viranı olan Nedim var."
Ve onun aklıma geliveren bir beytini fısıldıyorum Reis'e:
"Zahit ölür gider gam-ı havz-ı behiştten;
Biz bir kadeh şarap ile def-i gam eyleriz."
("Yani," diyorum, "senin gibilerin derdi cenneti kaçırmamak. Öyle ölüp gidersiniz. Benim gibiler bu dünyada dertlendikçe iki yudum şarapla dert gidermeye bakıyor. Azıcık tahammül imkânsız mıdır?")

***
Yanıtın ne olacağı hiç belli değil Reis'in gözlerinden. Konuyu daha somuta ve güncele indirmek gerektiğini fark ediyorum.
"Bak dostum, bugün Türkiye'nin Cumhurbaşkanı da, Başbakanı da dinimize senden daha az saygılı değiller. İkisi de içki içmiyorlar. Ama karşılıklı kadeh kaldırabiliyorlar içenlerle. Ve memleketin üstüne Cenabıhakkın laneti yağmıyor."
Buna tepkisi de belli değil muhatabın. Belki kendine yüzde yüz uymayan yöneticileri de günahkâr saymakta. O olasılığa karşı, eli sopalıya sopa ucu göstermekten başka çare yok.
"Bizde yöneticiler aşırılıkları bir süre hoşgörüyle karşılar, ama ölçü kaçırılırsa gereğini yaparlar. İsmet İnönü ırkçılara ses çıkarmadı birkaç yıl; sonra, azdıklarını görünce, hepsini toplattı. Bir noktaya ulaşılınca Türkiye'de asayiş her zaman korunur. Karatenin ne gün, nereden, nasıl geleceği belli olmaz. Onun için, evladım Reis, arkadaşlarına söyle, varsa akıllarını başlarına toplasınlar. Sakın, sakın İdil Biret'e saldıracak kadar azılmasın lütfen."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN