HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Ölümsüzü öldürmek..

Onu da başardık.. Bir ölümsüzü öldürdük.. Cüneyt Gökçer'i cumartesi günü, Teşvikiye Camisi'nde öldürmeyi başardık..
Bir avuç cemaat.. Cami avlusunun yarısı boş.. Etrafa bakıyorum..
Devlet yok.. Medya yok.. En yakınları, bir devri onunla yaşamış olanlar, onun sayesinde yükselip yıldızlık payesine ulaşanlar yok..
Bu nasıl bir kadir bilmezlik, bu nasıl bir vefasızlık, bu nasıl bir nankörlüktür?..
Comedie Française'in gelmiş geçmiş en büyük aktörü ölse, cenaze töreni nasıl olurdu diye düşündüm bir an?..
Kilise, on binlerce kişiyi almayacağı için, bir protokol düzenlemesi yapılır, içeriye sadece akredite olanlar girebilirdi.. Geri kalanlar Paris cadde ve sokaklarını doldururdu. Cenaze korteji Şanzelize'yi bir baştan bir başa kapsar ve en önde Devlet Başkanı Sarkozy yürürdü..
İki yanında Başbakan ve Kültür Bakanı olarak..
Ön sıralardakini çekebilmek için yüzlerce TV kameramanı ve foto muhabiri birbirlerini ezerlerdi.. Çünkü o ön sıralarda, Fransız Kültür ve Sanat hayatının en ünlüleri yer alırdı.. Tiyatrocular, yazarlar, şairler, ressamlar, heykeltıraşlar, sinemacılar..
Fransa'nın en önde gelen gazetecileri orda olurlardı. Hem bir büyük insana son görevlerini yapmak, hem de o "Ölümsüzlüğe uğurlama" günü ile ilgili izlenimlerini yazmak için..
Bütün Paris sokaklara dökülür, bütün Fransa, televizyon başında canlı yayın izlerdi.
Biz Koca Cüneyt Gökçer'i, o muhteşem oyuncuyu, o muhteşem tiyatro adamını, tiyatroyu doruklara taşıyan, tiyatroyu yurt düzeyinde yayan, sevdiren adamı, bir İmam'ın, herhangi bir ölünün ardından ettiği en klasik 3 cenaze cümlesi ile uğurlardık.. Bitti..
Devletten Vali vardı sadece.. Bir gün evvel bir modacının basın toplantısına koşan Kültür Bakanı, Cüneyt Gökçer için Teşvikiye'ye gelme zahmetine katlanmamıştı.
Gazeteci.. Ruhat Mengi'yi gördüm.. Bir de Fatih Altaylı.. Ötekiler?..
..Ve de Cüneyt Gökçer'in birlikte oynadığı en yakınları.. Cüneyt Gökçer'in öğrencileri.. Onun yıldız yaptıkları.. Bugünün en ünlüleri..
Neredeydiler acaba?..
Hava da kötü değildi üstelik, ıslanmaktan, üşümekten korktular diyelim..
Beni kutladılar, arkasından yazdığım yazı için..
"İş işten geçtikten sonra, vicdan rahatlatmak için yazılmış yazılar onlar" dedim.. "On para etmez..
Etseydi, bu avlu dolardı, en azından.."
Cüneyt Gökçer'e çok haksızlık etti medya.. Onun büyüklüğünü anlamadık ve anlatmadık..
Hele ben.. Hele de ben.. Gençlik yıllarımda ne ağır eleştiriler yapmıştım.. Yıllanıp aklım başıma gelince de, özür üstüne özür dilemiştim.. Cüneyt Bey beni affetsin diye değil.. O, daha o zaman affetmişti bile.. Genç bir gazetecinin tiyatroya bu kadar meraklı olması, bu kadar tiyatro yazması önemliydi onun için..
Ama ben her defasında eline sarıldım "Beni affettiniz mi üstad" diyerek.. Kendimi affetmek için aslında..
Cüneyt Gökçerli ve Cüneyt Gökçersiz tiyatronun farkını hemen her tiyatro sezonu bir tokat gibi suratıma yedikçe, nasıl hata ettiğimi, gençlik öfkesi, heyecanı içinde nasıl gaza gelip bir anıt adama nasıl saldırdığımı anlıyor, "Sen ne halt ettin" diye kendi kendime küfürler yağdırıyordum..
Cüneyt Beyin bana sevgiyle yaklaşması, o sıcak, o kucaklar sesiyle sarılması içimi rahatlatıyordu.. Onun için özür diliyordum, her defasında.. Kendimle barışmak için..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.