TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Günümüz dünyasından iki tablo..

Dünya Çevre Günü'ne bahçemde başladım Cuma sabahı.. Müthiş bir tabloyla.. Çıktım, bahçemizin iki yeni konuğu, bir sokak kedisinin bir köşede doğurduğu iki bebek paspasın üzerinde güneşin altında boğuşuyorlar.. Biri ufak.. Şabalak koydum adını.. Öteki iri.. Kabalak.. Az ilerdeki kaplarına mamalarını koyunca güreşi bırakıp oraya koşuştular.. Gölgedeki koltuğuma oturdum.. Yeşile bakmanın güzelliği.. Güller açmaya başlamış, rengarenk.. Kirazlar yeşildi, kızarmaya başlamış.. Beyaz kelebekler daldan dala uçuşuyorlar.. Şarkıdaki gibi.. Çift..
Gece hafif yağmur çiselemiş. Yağmur yağınca ortaya çıkıyor nedense salyangozlar.. Biri bahçenin mermer oturma bölümüne gelmiş, şaşkın.. O mermer onun için çöl.. Olabilecek en hızlı yürüyüşüyle çimlere doğru koşuyor.. Yarım metreyi on dakikada falan gitti.. Gidiyor, duruyor, antenleriyle etrafı kolluyor, gene yürüyor..
Sessizliğin müziği var bahçemde.. Dalmış gitmişim.. Bir hışırtı duydum.. Kafamı çevirdim.. Aaaa!.. Bizim kirpi Tahsin geliyor.. Tahsin genelde gece ondan sonra ortaya çıkar, kedilerin mama kutusunda kalanlarla karnını doyurur gider.. O da Çevre Günü'nü kutluyor olmalı ki, sabah erken çıkmış yola..
Şabalak'la Kabalak da mama kabının başında.. Tahsin onlara hiç aldırmadan geldi, kafasını kaba soktu.. Şabalak önce kızar gibi oldu. Minik patisi ile Tahsin'e bir tokat atmayı denedi.. Kirpinin okları battı tabii eline.. Anında çekti.. Elini sadece.. Kafasını değil.. Yemeye devam etti..
Resme bakar mısınız?.. Ayni mama kabının içinde üç kafa.. Bir kirpi, iki kedi yavrusu..
Çevre gününün güzelliğine bakar mısınız?..

***

Bilişim Çağı yaşıyoruz.. İletişim, Teknoloji çağı.. Geçen gün Akşam'daydı, Mine Akverdi'nin yazısı.. Star Trek/ Uzay yolu dizisinde izlediğimiz her şey gerçek olmuş, elimize düşmüş.. Mine resimleriyle özetliyor.. En başta da Kaptan Kirk'ün kullandığı cep telefonu.. Ah Mine ah.. Kız arkadaşım olsan ve ben sana doğum gününde Kirk'ün telefonunu hediye etsem kafama atarsın.. Konuşmaktan başka işe aramayan o demode aleti kullanan kaldı mı günümüzde..
Ortaköy'de Ertekin'de oturuyorum. Tam karşımda, caddenin kenarında bir çift öpüşüyor.. Burası Ortaköy'de buluşanların vedalaşma yeri.. Etraftan yığınla insan geçiyor, öpüşenlere dönüp bakan, aldıran yok..
"Nerden nereye geldik" dedim.. 1960'lı yılların başıydı, Paris'te ilk sokakta öpüşen çift gördüğümde.. Dönüp yazı yazmıştım.. "Bu Paris ne memleket.. İnsanlar köşe başlarında öpüşüyor, kimse dönüp bakmıyor" diye.. Nasıl yazmam.. O yıllarda filmde öpüşme sahnesi oldu mu, sinemada mutlak bir çığlık yükselirdi "İyi muuuzzzz" diye.. Ne demekse.. Filmde bile öpüşmenin tepkisi vardı o yıllarda bizde..
Şimdi Ortaköy'de orta yerde öpüşmek normal oldu.. derken dondum kaldım..
"Yooo" dedim.. "Bu kadarı da fazla.. Bu olmaz artık.."
Gördüğüme inanmazsınız.. Sarmaş dolaş sarılmış, öpüşüyordu ya, oğlanla kız.. Bu sırada hafif döndüler gördüm.. Oğlanın eli kızın yanağında değil, kendi kulağındaydı ve avcunun içinde bir telefon vardı. Oğlan, sevgilisiyle öpüşürken bir yandan da telefonda biriyle iletişim içindeydi, iletişim, bilişim, teknoloji çağı gereği..
BİZE ULAŞIN