HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Dostlukları bitiren alet!..

Başlıkta neyi kast ettiğimi anında anladınız değil mi?.
Çağımızın adını "İletişim" yapan aletten.. Sosyal Medya denen bir harika mı, bir canavar mı olduğuna hâlâ karar veremediğim ortamı yaratan aletten..
Cep telefonundan..
Neye yarar, artık çok iyi biliyorum..
Dostlukları, sevgileri, aşkları bitirmeye..
Dün bir arkadaşım yanında kız arkadaşıyla konuşuyordu. Ayni odadayız.. Kulak misafiri oldum..
Kız onun cep telefonunu karıştırmış..
Kimle konuşuyor, kimle mesajlaşıyor diye..
Şüphe aşkı bitirir.. Birinin seni aldatmasından daha korkunçtur senin ondan şüphe etmen.. İnsan inanmadığı biriyle bir arada olabilir mi?. Ona sarılabilir mi?.
Dünya romantiği bir aşk anı hayal edin. Ona sımsıcak sarılıyor, kokusunu içinize değil, ruhunuza çekiyorsunuz ve o anda düşünüyorsunuz?. "Seni başka kimler kokluyor, öpüyor acaba?.."
Hâlâ sıcak kalabilir, hâlâ sarılabilir, hâlâ öpebilir misiniz?.
Şüphe ettiğin anda bitireceksin.. Kabahatin onda değil, sende olduğunu bilerek..
Peki ama ya sahiden aldatıyorsa..
O aslında kendini aldatıyordur, böyle bir şey yapıyorsa..
Neyse işin o felsefe yanına dalmak istemiyorum..
Ben Cep Telefonu denen asrın lanetinden söz ediyorum..
Üç beş arkadaş oturmuş sohbet ediyorsunuz.. Bir konu açılıyor..
Anlatmaya başlıyorsunuz..
Lafın ortasında, birisinin telefonu, garip melodilerle çıngır çıngır çalıyor. Telefonu kapıp kalkıp gidiyor.. Ne yapacaksınız.. Lafı kesip dönmesini mi bekleyeceksiniz?.
Ya da devam edeceksiniz..
O geri döndüğünde aradaki kısmı özetlemek için başa saracaksınız.
Sohbet piç olacak.. Ya da onu hiç sayıp "Canı cehenneme" diye anlatımınızı hiç bozmayacaksınız.. "Canı cehenneme" dediğiniz biriyle arkadaşlık mı olur?. Sizi saymayanı. siz saysanız, bu defa kalanlara saygısızlık.. Hadi çıkın işin içinden..
Bir daha organize ettiğiniz dost toplantılarına o "Telefonman"ı çağırmıyorsunuz..
Sinemaya gidiyorsunuz.. Film başlıyor.. Merakla izliyorsunuz..
Birden yanınızdaki kıpırdanıyor.
Elinde bir cep feneri, pardon telefonu yanıyor, sinemanın karanlığında..
Bir mesaj okuyor. Hemen cevap yazmaya başlıyor.. "Herhalde biri öldü" diye merak ediyorsunuz..
Sonra anlıyorsunuz..
Biri Tweet atmış.. "Hıncal'la Ayşe film seyrediyor" diye ayni salonda o gece yanan cep lambalarından birinden.. İzmir'den bir arkadaşı Ayşe'ye soruyor.. "Hıncal'la sinemadaymışsınız.."
Ayşe de cevap veriyor.. "Evet.. O gerzek film seyrediyor.
Ben sağla solla, tweetleşiyorum.."
Sonuç.. Telefonman Ayşe'yle bir daha bir yere gitmiyorsunuz..
Konsere gidiyorsunuz.. Muhteşem bir piyanist, muhteşem bir Bach çalıyor.. Alıyor, uçuruyor sizi.. Birden uyanıyorsunuz. Yanınızda o melun cep lambası yanıyor çünkü.. Al tweet, ver tweet..
Eee, Bach ne oldu?. Piç!..
O telefonmanı da davet listenizden siliyorsunuz..
Sonra bir bakıyorsunuz ki, birlikte bir yere gideceğiniz, her nereye gittiyseniz, oradaki lezzeti, keyfi, tadı, hayatı birlikte yaşayacağınız kimse kalmamış..
Peki ya benim gibiyseniz.. Tek başına bir güzelliği yaşamanız mümkün değilse, paylaşamadığınız zaman, tad alma duyularınız körleniyorsa ne yapacaksınız?.
Ne yapacağımı söyleyebilen biri var mı aranızda?..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN